Şehir Efsaneleri başlı başına bir kültürdür. Son zamanlarda özellikle sanal dünyanın gelişmesiyle kaleme alınmaya başlansalar bile; aslında sözlü anlatımla yayılırlar, çeşitlenirler ve anlatıldığı bölgenin kültürel mozaikleriyle süslenirler... Yazılı kaynaklara baktığımda efsanelerin kaleme alınış biçimi, hikayeleştirme de yaşanan sıkıntıları gördüm ve bulabildiğim her birini tekrar kaleme alma -hikayeleştirme isteği duydum. İlk hikaye olarak 'Mezarlığı' seçtim.
Hikayemizin kaynağı Amerika Birleşik Devletleri. Ama ben çocukken biraz değişmiş halinin anlatıldığını çok kereler duydum. Size de o yüzden tanıdık gelebilir. Hikaye küçük bir kızın başından 1980'lerde Kentucky'de geçtiği söyleniyor...
Korku Hikayeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Korku Hikayeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 Ağustos 2014 Cuma
22 Eylül 2013 Pazar
Burada İşler Böyle Yürür...
Eleanor gözlerini açtı. 50 yıldır olduğu gibi yatakta mutlu
bir şekilde kıvrandı. Her gün aynı saatte kalkardı. Odasının içini -her gün
aynı anda- dolduran kuş cıvıltılarıyla yüzüne kocaman bir gülümseme yerleşti.
Kalkıp çıplak bedenine sabahlığını geçirdi. İçeriden güzel kokular gelmeye
başlamıştı bile, kahvaltıyı kaçırma gibi bir olasılık söz konusu değildi ama
yine de hızlı adımlarla mutfağa yürüdü. Elini yüzünü yıkamamıştı çünkü zaten
tertemizdi, buna gerek yoktu.
Küçük yemek masasının üstünde bir kaç sosis, tereyağ, kepekli ekmek ve dumanı tüten bir bardak İtalyan kahvesi vardı. Kahvenin tadına baktı. Sıcaklığı, aroması, kıvamı her zaman ki gibi tam istediği şekildeydi. Sosisler ise bir ayrı harikaydı. Gümüş çatalını batırıp tabakta ki 3 sosisi hızlı hızlı yedi. Bugün kesinlikle çok güzeldi...
Küçük yemek masasının üstünde bir kaç sosis, tereyağ, kepekli ekmek ve dumanı tüten bir bardak İtalyan kahvesi vardı. Kahvenin tadına baktı. Sıcaklığı, aroması, kıvamı her zaman ki gibi tam istediği şekildeydi. Sosisler ise bir ayrı harikaydı. Gümüş çatalını batırıp tabakta ki 3 sosisi hızlı hızlı yedi. Bugün kesinlikle çok güzeldi...
24 Şubat 2013 Pazar
Saatler...
Mide bulantısı… Çekilecek gibi değildi. 3 gündür adam akıllı bir şey yememiş birisi için mide bulantısı çokta normal değildi hani. Sadece mide bulantısıyla kalsa aslında durumun üstesinden gelebilirdi. Baş ağrısı, aşırı terleme ve nedenini bilmediği bir kin vardı içinde. Dünya dönerken yerinde durmak gibiydi ona göre bu yaşadıkları. Olaylar etrafında dönüyor o ise kapana kısılmış gibi hapsolduğu, doğru düzgün kontrol edemediği vücuduyla olayları dışarıdan izliyordu. Belirtilerin başladığı ilk gün eve erken gelmiş ve dinlenmeye çalışmıştı. Ama olmayan şeyler görmüştü. Hekimden aldığı ilaçları kullansa da bunlar işe yaramamış sadece berbat kâbuslarla dolu birkaç saatlik bir uyku çekmişti. Ama artık dayanılacak gibi değildi. Kaç gündür evde yattığım yeter diye düşündü. Yeni aldığı montunu giydi ve evden çıktı. Çıkarken gözleri kendi yaptığı saate takıldı. Altında imzası olan ve belki de ülkede ki en pahalı saate.14 Ekim 2012 Pazar
Dünyanın İlk ve Son Vampiri'nin Hikayesi...
Bir çok hikaye anlatıldı değimli? Bir çok taraftarı oldu,
filmleri çekildi vampir mitlerinin. Kont Drakula ile başladığı sayılır bu
hikayelerin. Ama aslı böyle değildir. Daha önce ki zamanlarda yaşanmıştır. Hem
de Amerika kıtasında. ABD’li sömürgeciler Kızılderili insanları, topraklarından
tamamen kovmadan çok önce hemde… Bu hikaye işte dünyanın ilk ve son gerçek
vampirinin hikayesidir…
Tadewi ter içinde uyandı. Dışarıdan kulağına uğultular
geliyordu. Ama hiçbir hareket yoktu. Rüyasında büyük koruyucu ruhu görmüştü.
Ona bazı sözler söylemişti ruh! Bir bebek gelecekti dünyaya. Dünyanın ışığı
olacaktı, ya da büyük bir kötülüğün tam merkezi…
‘Bir çocuk doğacak!’ demişti ruh…
‘Eğer dikkat etmezsen ve eski kehaneti dikkate almazsan senin
ve tüm soyunun sonu hazırdır. Tüm dünya yanacak senin yüzünden! Görüyorum… Biliyorum…
’
‘Ama dikkat edersen kehanete, güneş onun üzerine doğacak ve
dünyayı refah, mutluluk saracak!’
‘Hangi kehanet?’ diye sordu Tadewi. Cevap gelmedi. Tekrar yineledi
sorusunu. Ama artık koruyucu ruh orada değildi.
9 Ekim 2012 Salı
Verniyeli Kompas
‘’Evet arkadaşlar; bugün ölçme tekniklerini biraz önce de
dediğim gibi burada beraber tanıyacağız. Öncelikle, bir kilogram’ın tanımını
açıklayarak başlayalım; bir kilogram Paris dolaylarında özel koşullarda
saklanan platin-iridyum alaşımı özel bir silindir referans alınarak….’’
Gençlerin hiçbirisi oralı değillerdi. Onun hayalinde ki;
gözlerinden gelecek parlayan gençler değildi bunlar. Akılları biraz önce cevap
yazdıkları mesaja gelecek cevapta olan, yanında ki karşı cinsi süzen; laboratuarla
alakası olmayan kimselerdi. Hiçbiri oğlu gibi değildi… Onun gözlerinden ışık
saçılırdı her yeni öğrendiği bilimsel gerçekte. Laboratuarda kendini
kaybederdi. Babası gibi profesör olmak istiyordu. Bu çocuklardan farklıydı.
Eğer o gün, o lanet olasıca sarhoş arabayla yaya kaldırımına çıkmamış ve oğlunu
paramparça etmemiş olsaydı geçen sene bitirmiş olacaktı okulu. Eğer göğüs
kafesini çevreleyen kemikler içeri göçmeseydi, sol bacağı kopmasaydı ve beyni
etraftan toplanmasaydı hatta…
16 Eylül 2012 Pazar
Mezarlık Bekçisi...(1)
1.Gece;
01.52
Dün birkaç deneme yaptım. Ses kayıt cihazlarım tamamen
çalışıyor. Artık bende anlatmaya başlayabilirim demek ki. İnanıyorum ki bu
yaptığım şeyin günahı yoktur. Benimde birilerine anlatmam gerek. Ama kimliğimin
bilinmemesi lazım. O yüzden bu ses kayıt işi en mantıklısı oldu. Ama şansıma bu
gece buralar çok durgun. Yarın için mezarlık kazan iki adam dışında kimse yok.
O yüzden biraz mezarlıkta gezindim birkaç saat önce. Onları hali sordum. Bu
adamlar biraz gariptir. Hem çalışırlar gece hem âlem yaparlar. Mezarlığın
‘gece’ ziyaretçileri bunu iyi bilir.8 Eylül 2012 Cumartesi
İçimizden Hikayeler: Sakinli Kasabası (2)
Etiketler:
cinayet,
gerilim hikaye,
gerilim hikayesi,
Hikaye,
İçimizden Hikayeler,
intikam,
Korku,
Korku Hikayeleri,
korku hikayesi,
Sakinli Kasabası,
seri korku hikayesi,
zehir
7 Eylül 2012 Cuma
İnanmak...
…Ya bu sefer bir şey varsa gerçekten? Ya yine geldiyse ‘o’?
Gelmeyecek bir daha diye aslında nasıl da kandırabildim kendimi? Bu sefer ucuz
atlatamayacağım. Ensemde hissedebiliyorum o iğrenç kokulu nefesini. Eğer varsan
ve beni affedebileceksen; inanmadığım onlarca yıl için, lütfen kurtar hemen beni
Tanrım! İlk kez sana ihtiyaç duyuyorum, çünkü bu sefer gerçekten geri döndü!..
21 Ağustos 2012 Salı
Kanlı Bayram Ziyareti...
Normal bir sabahtı, hava normaldi; bir bayram sabahıydı. Her
şeyin normal olduğu o bayramın ilk günü tek garip olan o müstakil, iki katlı
evdi. İçinde telaşlı, yaşlı kadın bir yandan koşturuyor bir yandan
ağlıyordu. Kocası olmadan geçireceği ilk bayramdı sonuçta ve tabi birde sabah
olanlar... Aslında tam olarak öyle denilemezdi yani kocası olmadan geçirdiği
ilk bayram olmayacak gibiydi; her şeyin normal olduğu o gün, ev bir garipti.
Yaşlı kadın bu sabah farklı uyanmıştı. Bir el onu nazikçe okşamıştı. Bunu
hissetmişti. Kalkmıştı; banyoya yüzünü yıkamaya gittiğinde eşinin kaldırmaya
kıyamadığı tıraş takımının; tıraş köpüğü kokusu çarptı burnuna, içini açtı yeni
temizlenmişti. Bir yandan bu olanları anlamlandıramayan yaşlı kadın, bir yandan
korkmuştu da… Bugün çocukları gelecekti.2 ay önce ölen babalarının cenazesine
gelmeyen evlatları. Ve ev bir garipti bugün. Dışarısı günlük gülistanlık gözükse
de evin üstünde dağılmayacak gibi duran kasvetli bir sis bulutu vardı sanki… Bugün
normal değildi, bugün farklıydı…20 Ağustos 2012 Pazartesi
Şekerci Kadın
Bir başkasının annesi koştur koştur gelip çocuğunu kadının yanından çekiştire çekiştire götürerek:
“O pis kadının şekerleri yenmeyecek demedim mi sana.” Diyerek tokatı patlattı.
Mahallenin manavı sesleri duyup geldi. Çocukları eliyle savuşturup şekerci
kadını itti. Kadın itmenin etkisiyle yere düştü. Kendinden geçti. Zaten yırtık olan eski
kıyafetleri iyice toza toprağa bulandı. Manav “Kadın sana bir daha çocuklara şeker vermeyeceksin demedim mi? Laftan anlamaz mısın sen? Tamam, evin barkın yok diye iyi davranıyoruz ama insanı da dinden imandan çıkarma. Tövbe tövbeee…” diyerek geri döndü.
19 Ağustos 2012 Pazar
Unutulanların İntikamı...
Herkesin ağzında bir 'eski bayramlar'... Ben 62 yaşında birisi olarak buna katılmayan belki tek insanım. Sebebini anlattığımda bana katılacak kimse olmayacak.Yine bizim deli saçmalıyor diyecekler. Ama gördüklerim şu yavaş yavaş sönen hayatım kadar gerçek. O gün kokusunu aldığım kan, şu an bu hastahane odasında ki ilaçların kokusundan daha baskın ve gerçekçi. Gördüklerim... Gördüklerimin inanılır bir yanı olmazdı belki benim için bile; eğer 40 yıldır aynı olayı sanki yaşıyormuş gibi anımsamasam. Ama dedim ya gerçek... Gerçek olmasaydı veya inanmasaydım yıllarca deli muamelesi görmeyi göze almazdım... Şimdi anlatacaklarım ne 22 yaşında ki bir delikanlının saçma sözleri, ne de hastahane odasında ilaçlara mahkum 62 yaşında ki bir bunağın hikayesi. Bu tamamen gerçek bir hikaye...
16 Ağustos 2012 Perşembe
Özendiğimiz Hayatlar...(3)
Geldik son hikayeye.İyi okumalar...
Zenginler, hemde çok. Atalarının '' o '' mesleği yaptığı günlerden bu yana miraslarını katladı
sürekli, Koparanoğlu ailesi..Gerçek soy adları bu değil. Gerçek soyadlarını
sağır biri bile ‘duysa’ tanır çünkü.Soyları bizim bildiğimiz 1700lere kadar
gidiyor. Dedeleri deyip, köşklerinin her yerinde resmi bulunan kişi, dönemin
sultanlarının cellatlığını yapmış, ondan öncesinde savaşlarda yaptıklarıyla
ünlü bir asker. Yaptıkları derken kahramanlık hikayeleri beklemeyin.Esir
askerleri çekiçle zevk için parçalamak, savaş sırasında özellikle öldürücü
değil bayıltıcı darbeler kullanarak,devamında yavaş yavaş öldürmesi; yaptığı
şeylerin yanında basit kalan örnekler. Çok eski zamanlardan kalma belgelerde bile ismi
çokça geçer.15 Ağustos 2012 Çarşamba
İçimizden Hikayeler: Sakinli Kasabası (1)
İlk hikayemizde adı kadar sakin olmayan Sakinli Kasabası'na konuk oluyoruz. Sakinli Kasabası, İç Anadolunun kuzey doğusunda ulaşımı zor, kimsenin kolay kolay yolunun düşmediği sadece oralı olanların bildiği küçük bir kasabadır. Kasabada normal şeyler gibi görünen bazı olayların perde arkasını sizlere aktaracağız. İlk hikayemizin ilk olayını, bu kasabada yaşayan bir bir katilin ağzından dinleyeceğiz:
İçimizden Hikayeler
İçimizden Hikâyeler… Bu seri basit hayatların aslında o kadar da basit olmadığını konu alıyor. İçinde birçok hikâye ve hikâyeler de birçok seriden oluşacak. Uzak diyarlarda hiç gitmediğimiz yerlerin tanımadığımız insanların hikâyeleri olacak bunlar.
14 Ağustos 2012 Salı
Özendiğimiz Hayatlar...(2)
Merhabalar tekrardan. Hikayenin ikinci serisinde parça parça
3 hayattan bahsedeceğim.İyi okumalar.
Mehmet; Şu an kendisi büyük bir futbolcu. Gerçek ismini
değiştirdi yıllar önce. Ama biz ondan bahsederken Mehmet diyeceğiz. Orta halli
bir ailenin haylaz,asi çocuğuydu. Yazları gittiği kamplarda futbolcu olmayı
aklına taktı. Babası asker kökenli sert bir adamdı. İdmanlar o yüzden ona zorlu
gelmiyordu. Çocukken 7 yaşlarında bir idmanda kafası kale direğine çarptı. 3
gün komada kaldı. Uyandığında eski Mehmet değildi. Artık bir sırrı vardı;
Allah’ın onun için gönderdiği-ni düşündüğü ama aslında var olmayan- bir cin ile
konuşabiliyordu!
7 Ağustos 2012 Salı
Derin Yaralar...
Tamam.Tamam.Yeter artık.Benimde iyice sinirlerim bozuldu.Ne
kadar bu olaylar zincirini anlattıktan sonra pişman olmadığımı söylediğimde
sizler için iyice bir ‘canavar’ olacağımı bilsem de bu ‘deli’ damgası beni
’canavar’ olmaktan daha çok rahatsız ediyor.O yüzden anlatacağım.Bilmenizi
istiyorum.Bilmeniz belki daha çok hoşuma gidecek.
O gün yani burada ki herkesin bildiği ve benimle
tanıştığınız o gün oldu her şey. Hani şu ülkeyi çalkalayan, yabancı gazetelerin
bile manşetlerinde resimlerimin çıktığı, haberlerin verildiği günün, bir gün
öncesi.
2 Ağustos 2012 Perşembe
Miras Kalan Lanet....
Tik-tak-tik-tak…….Saatler bazen nasıl sinir bozucu
olabiliyor.Hele vakit geceyse,dışarıda büyük bir sessizlik hüküm sürüyorsa ve
en önemlisi yalnızsanız.Valerie tam olarak bu durumda evin içinde volta
atıyordu.Daha fazla dayanamayacağına inanarak bu antika, döküntü saati yere
fırlattı.Saat fizik kurallarını yıkacak şekilde olduğu gibi duruyordu.Ve o ses
hala artarak yükselmekteydi.Adrenalin seviyesi sürekli yükseliyor ama buna
rağmen vücudu o hipnoz etkisinden çıkamıyordu.Olduğu yerde dondu kaldı.Bu olayın
bir açıklaması olmazdı.Birden sıyrıldı o durağan halinden ve hep o ferah
olduğunu söylediği büyük salona doğru koştu…….
Etiketler:
Gerilim,
Hikaye,
Korku Hikayeleri,
korku treni
1 Ağustos 2012 Çarşamba
Psikoz Halüsinasyonlar ..
Korkmak….Ne garip bir duygu diye düşünüyordu.Yaşı 50
olmasına rağmen hala şu hayatta bir çok şeyden korkabiliyordu.Bu korkuları onu
ele geçirecek gibi olduğu zamanlar psikiyatrına gider ve ilaç dozunu
arttırırdı.Yeni başladığı bu yeşil reçeteli ilaç etkisini gösterip beynini
bulanıklaştırmadan önce son düşünebildiği; ilaçlara bu kadar bağımlı olmanın ne
kadar doğru olduğuydu.Üzerlerine tonlarca ağırlık bağlanışçasına kapandı göz
kapakları.
Sabah her zamankinden farksızdı işte. Yine güneş doğmuştu, insanlar
koşturuyordu ve o hiç sevmediği halde sigortasını tamamlamak için işe gitmek
zorundaydı.Yataktan kalktı.Her yeni ilaca başladığında olduğu gibi gecesi büyük
korkularından birer parça sunmuştu ona.Ama uyanamamış,karanlık kabuslardan
sıyrılamamıştı. Önce kızının geriye kafası kalıncaya kadar kendi kendini
yemesiyle başlamıştı karmaşalar zinciri rüyasında, karısının kopmuş bacaklarla
etrafta koşturmasını korkuyla izlemişti. Sonra ise bir
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







