büyücünün laneti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
büyücünün laneti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Aralık 2012 Cuma

Büyücünün Laneti... (4)


Varsham sabah uyandı ve etrafına dikkatlice bakındı. Bu sefer onu uyandıracak bir baykuş dahi yoktu etrafta. Genelde belanın habercisi olan baykuşlar bile gittiğine göre artık kötülüğün kalbine yaklaşıyordu. Dün bir kenara topladığı azıklardan bolca yedi. Nasıl olsa bir kısmını alamayacaktı. Hazırlanıp yola çıktı. Karşıda ki puslu tepelerin ardında Büyük Orman ve onun tüm kötülüğü yatıyordu. Varsham dün duyduğu kokunun arttığını da hissetmişti. Normalde hissizleşmesi gereken burnu, tam tersi oldukça fazla algılıyordu. Bir patikadan geçerken kulağına tanıdık sesler geldi. Sinekler! Sineklerin uğultusu hâkimdi etrafta ama görünürde tek bir sinek yoktu. Önünde ki yüksek engebeye tırmandı, sesler oradan geliyordu. Karşısında gördüğü manzara tüm yediklerinin ağzına gelmesine neden oldu; kustu, kustu…

27 Ekim 2012 Cumartesi

Büyücünün Laneti...(3)


Varsham verdiği bu karardan sonra sabah erkenden kalktı. Gidip köyün silah deposundan kendine sağlam bir yay, bir sadak ok, bir mızrak ve bir kılıç aldı. Evden kendisini 3 gün idare edecek kadar erzak aldı. Yükü fazlaydı, daha fazla erzağa ihtiyaç duysa da taşıyamayacağı için alamadı. Kendisine ait tek hayvan olan koçu okuduğu yazıtlardan öğrendiği kadarıyla köyden uzak bir yerde tanrılara kurban etti. Artık yola çıkmaya hazırdı. İlk gün sadece 2 kere durdu ve yola devam etti. Fazla yemek yemedi. Gün artık son ışıklarıyla veda ederken kendisine bir ağaç beğendi. Ona tırmandı ve uyumaya çalıştı. Zihninde düşünceler dönüyordu. Cevaplar arıyor ancak bulamıyordu. Etraftan gelen ulumalar sürekli düşüncelerini bölüyordu. Büyük ormana bir günlük yolu vardı. Orada karşılaşacağı tehlikeleri düşünüyordu. Doğru düzgün savaşmayı bilmiyordu. Birkaç kez eğitime katılmış ama şevki kırılmıştı. O zaman saklanarak gitmeliydi. Tek seçeneği buydu. O sırada uzaktan bir hayvanın çığlıkları duyuldu. Ne olduğunu seçemiyordu. Ama çığlıklar artmaya başladı. Bu sefer bir hayvan değildi. Sanki koca bir sürüden yükseliyordu.

26 Ekim 2012 Cuma

Büyücünün Laneti...(2)


Sabah olduğunda köy yaralarını sarmaya başlamıştı erkenden. Kimse büyücü hakkında tek kelime edemiyordu. Herkes korkuyor ve başlarına gelen bu olayı kafasına göre yorumluyordu. Olayın üzerinden 4 gün geçti, halk artık daha rahattı, olanlar unutulmaya başlamıştı. Her şey olağan haliyle devam ediyordu. Meydan da ki köpek ölüsü kaldırılmamıştı bir tek. Orada çürümeye terk edilmişti, etrafında şimdiden yüzlerce sinek uçuşuyor ve oldukça kötü bir koku yayıyordu.
5. gün sabah erken saatlerde büyücü aniden tekrar ortaya çıktı. İnsanlar işlerinin bir kısmını bitirmiş, yemek yiyordu. Güneşli havaya rağmen bir rüzgar esmeye başladı. Kulakları sağır edecek gibi bir uğultusu vardı. Birkaç saniye esen rüzgar biranda dindiğinde büyücü yine meydandaydı. Köpek ölüsü ise gitmişti. Kimse bu olaya anlam veremese bile, sorgulamayı da akıllarından geçirmediler, geçiremediler.
Büyücü bugün elinde bir asa taşıyordu. Sakince halkı süzdü. Birkaç dakika boyu hiçbir şey demedi, halk yavaş yavaş meydana toplanmıştı. Kimseden tek ses çıkmıyordu.
‘Bugün, sizden bir kurban daha istiyorum. Bir önce ki kadar basit değil. Mahsullerinizden verim almak istiyorsanız köyün en yaşlısını kurban etmeniz gerekiyor. Ölü toprak kalkacak ve yerine yeni, verimli toprak gelecek.’

25 Ekim 2012 Perşembe

Büyücünün Laneti...


Bir aslan lazım bana! 4 yaşını doldurmuş olmalı. Yelesi turuncuya çalmalı. Boyu bilindik aslanlardan uzun, kilosu 5 büyük taş ağırlığında olmalı! Yarın sabahtan itibaren size 40 gün mühlet. 40.gün şafak doğarken geleceğim…
Bunları söyledi ve yine ortadan kayboldu büyücü. Tüm köy donup kaldı. Bu sefer ki görev oldukça zordu. Bunu yapmaları lazımdı. Ama kim gidecekti… Kim bu yolda ölmeye hazırdı? O sırada tüm gözler sesin geldi yere döndü…
‘Ben!’… bu sözü söyleyen köyün gençleri arasında akıllarına gelebilecek en son kişiydi. Gününü genellikle resim çizerek, eski yazıtları veya bulduğu başka her şeyi okuyarak geçiren, on yaşında ki bir çocuktan bile dayak yiyebilecek kadar cılız olan birisi… Bazıları kıkırdamaya başladı, sonra birisi kahkaha attı. Tüm ortam yumuşamıştı. Herkes şimdi karnına ağrılar girecek kadar gülmeye başlamıştı. Daha iki gün önce bir ağacın dalını kesmeye çalışırken, fazla gerdiği dalın kafasına çarpması sonucu bir gün baygın yatan o değildi sanki!... Köyün reisi bağırdı;
‘Sen mi? Henüz öğrenmedin galiba böyle kutsal bir durumla dalga geçmemen gerektiğini. Sen bırak aslanı, bir sincabı bile yakalayıp getiremezsin, sen bırak Büyük Orman’a girmeyi, gidip ileride ki korudan taş alıp gelemezsin. Ne cüretle bu kutsal görevi böyle baltalayabilirsin!?’
Genç sustu. Gözleri alaca karanlıkta parlıyordu. Başını hafifçe kaldırdı. Önce sakince tüm herkesi süzdü, dalga geçen bakışlara aldırmadı, çocukların bile ona meydan okumasına gücenmedi.
‘Deneyeceğim, daha doğrusu bunu yapacağım. Bu görev bana bahşedildi!’
Herkes işte o zaman alayı, gülmeyi bıraktı. Gözlerinden ve duruşundan kararlılık okunuyordu.
‘Yapacağım!’….
Kimsede daha fazla bir şey demedi. Herkes derme çatma kulübelerine doğru yol aldı. Genç ise ortada öyle kaldı. Sanki mistik bir varlığın ona öğüt vermesini bekler gibi…