Varsham verdiği bu karardan sonra sabah erkenden kalktı.
Gidip köyün silah deposundan kendine sağlam bir yay, bir sadak ok, bir mızrak
ve bir kılıç aldı. Evden kendisini 3 gün idare edecek kadar erzak aldı. Yükü
fazlaydı, daha fazla erzağa ihtiyaç duysa da taşıyamayacağı için alamadı.
Kendisine ait tek hayvan olan koçu okuduğu yazıtlardan öğrendiği kadarıyla
köyden uzak bir yerde tanrılara kurban etti. Artık yola çıkmaya hazırdı. İlk
gün sadece 2 kere durdu ve yola devam etti. Fazla yemek yemedi. Gün artık son
ışıklarıyla veda ederken kendisine bir ağaç beğendi. Ona tırmandı ve uyumaya
çalıştı. Zihninde düşünceler dönüyordu. Cevaplar arıyor ancak bulamıyordu. Etraftan
gelen ulumalar sürekli düşüncelerini bölüyordu. Büyük ormana bir günlük yolu
vardı. Orada karşılaşacağı tehlikeleri düşünüyordu. Doğru düzgün savaşmayı
bilmiyordu. Birkaç kez eğitime katılmış ama şevki kırılmıştı. O zaman saklanarak
gitmeliydi. Tek seçeneği buydu. O sırada uzaktan bir hayvanın çığlıkları
duyuldu. Ne olduğunu seçemiyordu. Ama çığlıklar artmaya başladı. Bu sefer bir
hayvan değildi. Sanki koca bir sürüden yükseliyordu.
büyücü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
büyücü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27 Ekim 2012 Cumartesi
Büyücünün Laneti...(3)
Varsham verdiği bu karardan sonra sabah erkenden kalktı.
Gidip köyün silah deposundan kendine sağlam bir yay, bir sadak ok, bir mızrak
ve bir kılıç aldı. Evden kendisini 3 gün idare edecek kadar erzak aldı. Yükü
fazlaydı, daha fazla erzağa ihtiyaç duysa da taşıyamayacağı için alamadı.
Kendisine ait tek hayvan olan koçu okuduğu yazıtlardan öğrendiği kadarıyla
köyden uzak bir yerde tanrılara kurban etti. Artık yola çıkmaya hazırdı. İlk
gün sadece 2 kere durdu ve yola devam etti. Fazla yemek yemedi. Gün artık son
ışıklarıyla veda ederken kendisine bir ağaç beğendi. Ona tırmandı ve uyumaya
çalıştı. Zihninde düşünceler dönüyordu. Cevaplar arıyor ancak bulamıyordu. Etraftan
gelen ulumalar sürekli düşüncelerini bölüyordu. Büyük ormana bir günlük yolu
vardı. Orada karşılaşacağı tehlikeleri düşünüyordu. Doğru düzgün savaşmayı
bilmiyordu. Birkaç kez eğitime katılmış ama şevki kırılmıştı. O zaman saklanarak
gitmeliydi. Tek seçeneği buydu. O sırada uzaktan bir hayvanın çığlıkları
duyuldu. Ne olduğunu seçemiyordu. Ama çığlıklar artmaya başladı. Bu sefer bir
hayvan değildi. Sanki koca bir sürüden yükseliyordu. 26 Ekim 2012 Cuma
Büyücünün Laneti...(2)
Sabah olduğunda köy yaralarını sarmaya başlamıştı erkenden.
Kimse büyücü hakkında tek kelime edemiyordu. Herkes korkuyor ve başlarına gelen
bu olayı kafasına göre yorumluyordu. Olayın üzerinden 4 gün geçti, halk artık
daha rahattı, olanlar unutulmaya başlamıştı. Her şey olağan haliyle devam
ediyordu. Meydan da ki köpek ölüsü kaldırılmamıştı bir tek. Orada çürümeye terk
edilmişti, etrafında şimdiden yüzlerce sinek uçuşuyor ve oldukça kötü bir koku
yayıyordu.
5. gün sabah erken saatlerde büyücü aniden tekrar ortaya
çıktı. İnsanlar işlerinin bir kısmını bitirmiş, yemek yiyordu. Güneşli havaya
rağmen bir rüzgar esmeye başladı. Kulakları sağır edecek gibi bir uğultusu
vardı. Birkaç saniye esen rüzgar biranda dindiğinde büyücü yine meydandaydı.
Köpek ölüsü ise gitmişti. Kimse bu olaya anlam veremese bile, sorgulamayı da
akıllarından geçirmediler, geçiremediler.
Büyücü bugün elinde bir asa taşıyordu. Sakince halkı süzdü.
Birkaç dakika boyu hiçbir şey demedi, halk yavaş yavaş meydana toplanmıştı.
Kimseden tek ses çıkmıyordu.
‘Bugün, sizden bir kurban daha istiyorum. Bir önce ki kadar
basit değil. Mahsullerinizden verim almak istiyorsanız köyün en yaşlısını
kurban etmeniz gerekiyor. Ölü toprak kalkacak ve yerine yeni, verimli toprak
gelecek.’
25 Ekim 2012 Perşembe
Büyücünün Laneti...
Bir aslan lazım bana! 4 yaşını doldurmuş olmalı. Yelesi turuncuya çalmalı. Boyu bilindik aslanlardan uzun, kilosu 5 büyük taş ağırlığında olmalı! Yarın sabahtan itibaren size 40 gün mühlet. 40.gün şafak doğarken geleceğim…
Bunları söyledi ve yine ortadan kayboldu büyücü. Tüm köy donup kaldı. Bu sefer ki görev oldukça zordu. Bunu yapmaları lazımdı. Ama kim gidecekti… Kim bu yolda ölmeye hazırdı? O sırada tüm gözler sesin geldi yere döndü…‘Ben!’… bu sözü söyleyen köyün gençleri arasında akıllarına gelebilecek en son kişiydi. Gününü genellikle resim çizerek, eski yazıtları veya bulduğu başka her şeyi okuyarak geçiren, on yaşında ki bir çocuktan bile dayak yiyebilecek kadar cılız olan birisi… Bazıları kıkırdamaya başladı, sonra birisi kahkaha attı. Tüm ortam yumuşamıştı. Herkes şimdi karnına ağrılar girecek kadar gülmeye başlamıştı. Daha iki gün önce bir ağacın dalını kesmeye çalışırken, fazla gerdiği dalın kafasına çarpması sonucu bir gün baygın yatan o değildi sanki!... Köyün reisi bağırdı;
‘Sen mi? Henüz öğrenmedin galiba böyle kutsal bir durumla dalga geçmemen gerektiğini. Sen bırak aslanı, bir sincabı bile yakalayıp getiremezsin, sen bırak Büyük Orman’a girmeyi, gidip ileride ki korudan taş alıp gelemezsin. Ne cüretle bu kutsal görevi böyle baltalayabilirsin!?’
Genç sustu. Gözleri alaca karanlıkta parlıyordu. Başını hafifçe kaldırdı. Önce sakince tüm herkesi süzdü, dalga geçen bakışlara aldırmadı, çocukların bile ona meydan okumasına gücenmedi.
‘Deneyeceğim, daha doğrusu bunu yapacağım. Bu görev bana bahşedildi!’
Herkes işte o zaman alayı, gülmeyi bıraktı. Gözlerinden ve duruşundan kararlılık okunuyordu.
‘Yapacağım!’….
Kimsede daha fazla bir şey demedi. Herkes derme çatma kulübelerine doğru yol aldı. Genç ise ortada öyle kaldı. Sanki mistik bir varlığın ona öğüt vermesini bekler gibi…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)